OğuzAtay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OğuzAtay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2014 Cuma

BEYAZ MANTOLU ADAM (inceleme)

Beyaz Mantolu Adam Oğuz Atay'ın Korkuyu Beklerken adlı öykü kitabının ilk hikayesidir. Yazar’ın 1975 yılında yayımladığı kitap 70 sonrası toplumunun yaşadığı bunalımı simgesel ögelerle resmeder. Türk edebiyatının ilk post-modernist yazarlarından kabul edilen Atay romanında ki “tutunamayan insan” ögesini hikayelerinde de ön plana çıkarır. Tutunamayan bu insanlar düzen dışılıkla cezalanmış, kimliksizleşmiş, kendi içlerine çekilmeye zorlanmışlardır. Onları buna zorlayan ise çarpık burjuva toplum düzenidir. Beyaz Mantolu Adam adlı öykü değineceğim birçok yönüyle bu toplum düzeni içindeki tutunamayan bir karakteri trajikomik bir biçimde yansıtır.
Hikâyenin ana kahramanı bir dilencidir ve öykü boyunca hiç konuşmaz. Söylenenlere tepki vermez, insanları duymazdan gelir. Atay’ın kurmaca dünyasına ait bu dilenci dilenmeyi bile beceremiyordur. Becerememekle yani başarısızlık ağıyla örülü bir çemberin ortasındadır. Bu adam dilendiğine göre hayatta zaten başarısız olmuştur. Dolayısıyla o iki kere başarısız olarak bu ağı yırtar. Etrafındaki dilencilere benzemez, onlar gibi istekleri hatta somut düşünceleri yoktur. Bir çoğumuzun yaşadığı gibidir belki de yaşamla ölüm arasındaki bir araftadır. Beyaz mantolu adam kendi içinde bir dünyada yaşıyordur. Bir sokak satıcısından aldığı beyaz bir kadın mantosunu giyer. Satıcının kötü gözükeceğini söylemesini umursamaz. Toplum onlardan farklı görünen bu insana bir yabancıymış gibi bakar. Ona “Hey Mister!” diye seslenirler. Edilgen bir tavır içinde kendinden isteneni yapar. Gömlek satar, müşteri çekmek için vitrinde durur. Hiçbir şeye karşı koymaz. Ne topluma uyar ne isyan eder. Okur hikâyeyi okudukça Beyaz Mantolu Adam’a acır. Kimileri içten içe onunla arkadaş olma isteği duyar. Kahramanımız birbirleriyle etkileşim halinde olan toplumsallaşmış bir dünyaya zıt, aykırı bir figür olarak karşımıza çıkar. Her şeyi ile toplum gerçeğine aykırıdır. Zamanla çevreden tepki almaya başlar. Bazıları kötü bir hastalığı olduğunu düşünerek ondan tiksinir, bir diğeri üzerinde kadın mantosu taşıdığı için sapık olduğunu iddia eder. “Halkın huzurunu ihlal ettiği” yargısı güçlenir. Giderek artan mahalle baskısı karşısında bizim Beyaz Mantolu Adam kaçar. Mantosuyla denize girer, giysilerin ağırlık yapması ve kendisinin de yine hiçbir çaba göstermemesi neticesi boğularak ölür.
Bu hikaye birey-toplum çatışmasını çarpıcı bir biçimde yansıtır. Beyaz Mantolu Adam’a bir çok yakıştırma yapılabilir. “Kalabalıklar içinde yalnız kalan”dır. Sürekli bir akış halinde ve arayıştadır. O “özgürlüğü arayan”dır. Beyaz mantosu burjuva toplumuna karşı saklandığı bir kabuktur.
Kendisi ile mücadele eden birey aşamadığı benliğini ölümle cezalandırır. Hikaye modern dünyanın açmazlarında yolunu şaşıran ve buhranlar yaşayan insanın “kafkaesk” bir yansımasıdır. Bu intihar, kendi kendisini aşamayan bireyin çaresizliğinin bir göstergesi olarak da düşünülebilir. Beyaz mantoyu giydiği an toplumsal düzene ilk kez başkaldırmıştır. Kahraman boka batmış olan bir düzene karşı koyan bir tiptir. Bu öykü Oğuz Atay'ın sivil itaatsizliğidir.
“Hafif bir rüzgâr çıktı; iriyarı, esmer ve görünüşü taşralı satıcının elbiselerini belli belirsiz dalgalandırdı. Yalnız beyaz manto kımıldamadı; ağır bir kumaştan yapılmış olmalıydı. Bir süre durdular mantoyla karşılıklı.”1
Mantoyu aldığı an öykünün kırılma anıdır. Manto bir kadın mantosudur. İmgesel olarak bir anneyi çağrıştırır. Korunma içgüdüsü duyan yalnız bir insanın kimlik arayışıdır. Kahraman mantoda güçlü bir kimlik görür. Onun rüzgârda kımıldamaması bu güçlü kimliği bize anlatır. Mantoyu giyen kahramanımızın savrulmuşluğu ortadan kalkıyor. Bir var olma çabası başlıyor. Atay; o ana kadar hiçbir etki yaratamayan bu adama mantoyu giyince “yerdeki su birikintisinden güneşle birlikte yansıyor.” diyor. İnsanlar ona bakıyorlar. Böylece öykü yeni bir alanda akmaya başlıyor. Beyaz Mantolu Adam’ın bir şey olma çabasına, bunalımlarını topluma karışarak aşmaya çalışmasına akan hikâye umutsuzlukla sonlanıyor. Modern imgeleri ve kafkaesk alegoriyi en iyi şekilde yansıtan bu öykü Kafka’nın kurmaca yapılarından beslenir. Dil olabildiğine sadedir. Yoğunluk ise metaforlarla sağlanır. Oğuz Atay’ın romanları kadar öyküleri de başarılıdır. Beyaz mantolu adam hayattan yorulmuş bir adam değildir, o yaşayamamak çaresizliğini yaşar ve okura yaşatır.
Not: Yazarın çevresi bu karakterin esin kaynağının Çiçek Pasajı’nda tüm gürültü ve kalabalığa karşın kıpırdamadan duran bir kemer satıcısı olduğunu söylüyor. Yarı meczup konuşmadan duran bu adam Atay’ın çok ilgisini çekiyor. Bu öykünün Yüksel Yavuz’un çektiği bir kısa filmi de mevcuttur.                                          

     1.Atay, Oğuz. Korkuyu Beklerken s.14.