Beyaz Mantolu Adam Oğuz Atay'ın
Korkuyu Beklerken adlı öykü kitabının ilk hikayesidir. Yazar’ın 1975 yılında
yayımladığı kitap 70 sonrası toplumunun yaşadığı bunalımı simgesel ögelerle
resmeder. Türk edebiyatının ilk post-modernist yazarlarından kabul edilen Atay
romanında ki “tutunamayan insan” ögesini hikayelerinde de ön plana çıkarır. Tutunamayan
bu insanlar düzen dışılıkla cezalanmış, kimliksizleşmiş, kendi içlerine
çekilmeye zorlanmışlardır. Onları buna zorlayan ise çarpık burjuva toplum
düzenidir. Beyaz Mantolu Adam adlı öykü değineceğim birçok yönüyle bu toplum
düzeni içindeki tutunamayan bir karakteri trajikomik bir biçimde yansıtır.
Hikâyenin ana kahramanı bir
dilencidir ve öykü boyunca hiç konuşmaz. Söylenenlere tepki vermez, insanları duymazdan
gelir. Atay’ın kurmaca dünyasına ait bu dilenci
dilenmeyi bile beceremiyordur. Becerememekle yani başarısızlık ağıyla örülü bir
çemberin ortasındadır. Bu adam dilendiğine göre hayatta zaten başarısız
olmuştur. Dolayısıyla o iki kere başarısız olarak bu ağı yırtar. Etrafındaki dilencilere
benzemez, onlar gibi istekleri hatta somut düşünceleri yoktur. Bir çoğumuzun
yaşadığı gibidir belki de yaşamla ölüm arasındaki bir araftadır. Beyaz mantolu
adam kendi içinde bir dünyada yaşıyordur. Bir sokak satıcısından aldığı
beyaz bir kadın mantosunu giyer. Satıcının kötü gözükeceğini söylemesini
umursamaz. Toplum onlardan farklı görünen bu insana bir yabancıymış gibi bakar.
Ona “Hey Mister!” diye seslenirler. Edilgen bir tavır içinde kendinden isteneni
yapar. Gömlek satar, müşteri çekmek için vitrinde durur. Hiçbir şeye karşı
koymaz. Ne topluma uyar ne isyan eder. Okur hikâyeyi okudukça Beyaz Mantolu
Adam’a acır. Kimileri içten içe onunla arkadaş olma isteği duyar. Kahramanımız
birbirleriyle etkileşim halinde olan toplumsallaşmış bir dünyaya zıt, aykırı
bir figür olarak karşımıza çıkar. Her şeyi ile toplum gerçeğine aykırıdır.
Zamanla çevreden tepki almaya başlar. Bazıları kötü bir hastalığı olduğunu
düşünerek ondan tiksinir, bir diğeri üzerinde kadın mantosu taşıdığı için sapık
olduğunu iddia eder. “Halkın huzurunu ihlal ettiği” yargısı güçlenir. Giderek
artan mahalle baskısı karşısında bizim Beyaz Mantolu Adam kaçar. Mantosuyla denize
girer, giysilerin ağırlık yapması ve kendisinin de yine hiçbir çaba
göstermemesi neticesi boğularak ölür.
Bu hikaye birey-toplum çatışmasını çarpıcı bir biçimde
yansıtır. Beyaz Mantolu Adam’a bir çok yakıştırma yapılabilir. “Kalabalıklar
içinde yalnız kalan”dır. Sürekli bir akış halinde ve arayıştadır. O “özgürlüğü
arayan”dır. Beyaz mantosu burjuva toplumuna karşı saklandığı bir kabuktur.
Kendisi ile mücadele eden birey
aşamadığı benliğini ölümle cezalandırır. Hikaye modern dünyanın açmazlarında
yolunu şaşıran ve buhranlar yaşayan insanın “kafkaesk” bir yansımasıdır. Bu
intihar, kendi kendisini aşamayan bireyin çaresizliğinin bir göstergesi olarak
da düşünülebilir. Beyaz mantoyu giydiği an toplumsal düzene ilk kez
başkaldırmıştır. Kahraman boka batmış olan bir düzene karşı koyan bir tiptir. Bu
öykü Oğuz Atay'ın sivil itaatsizliğidir.
“Hafif bir rüzgâr çıktı; iriyarı,
esmer ve görünüşü taşralı satıcının elbiselerini belli belirsiz dalgalandırdı.
Yalnız beyaz manto kımıldamadı; ağır bir kumaştan yapılmış olmalıydı. Bir süre
durdular mantoyla karşılıklı.”1
Mantoyu
aldığı an öykünün kırılma anıdır. Manto bir kadın mantosudur. İmgesel olarak
bir anneyi çağrıştırır. Korunma içgüdüsü duyan yalnız bir insanın kimlik
arayışıdır. Kahraman mantoda güçlü bir kimlik görür. Onun rüzgârda
kımıldamaması bu güçlü kimliği bize anlatır. Mantoyu giyen kahramanımızın
savrulmuşluğu ortadan kalkıyor. Bir var olma çabası başlıyor. Atay; o ana kadar
hiçbir etki yaratamayan bu adama mantoyu giyince “yerdeki su birikintisinden
güneşle birlikte yansıyor.” diyor. İnsanlar ona bakıyorlar. Böylece öykü yeni
bir alanda akmaya başlıyor. Beyaz Mantolu Adam’ın bir şey olma çabasına,
bunalımlarını topluma karışarak aşmaya çalışmasına akan hikâye umutsuzlukla
sonlanıyor. Modern imgeleri ve kafkaesk alegoriyi en iyi şekilde yansıtan bu
öykü Kafka’nın kurmaca yapılarından beslenir. Dil olabildiğine sadedir. Yoğunluk
ise metaforlarla sağlanır. Oğuz Atay’ın romanları kadar öyküleri de başarılıdır.
Beyaz mantolu adam hayattan yorulmuş bir adam değildir, o yaşayamamak
çaresizliğini yaşar ve okura yaşatır.
Not:
Yazarın çevresi bu karakterin esin kaynağının Çiçek Pasajı’nda tüm gürültü ve
kalabalığa karşın kıpırdamadan duran bir kemer satıcısı olduğunu söylüyor. Yarı
meczup konuşmadan duran bu adam Atay’ın çok ilgisini çekiyor. Bu öykünün Yüksel
Yavuz’un çektiği bir kısa filmi de mevcuttur.
1.Atay, Oğuz.
Korkuyu Beklerken s.14.
